Yorum Yaz

Nesterosa / II - Leyl

Dream Raider //, 29 Mart 2008 saat 01:23'de yazdı.

Kategoriler: Edebiyat, Kişisel, Nesterosa

Nesterosa, bitiyoruz. Bizden hiç kalmadı. Yaşamaya yetecek kadar umudumuz yok artık… Nesterosa bitiyoruz ve bunu bizden başka hiç kimse bilmiyor… Nesterosa bitiyoruz ve bunu kimse bilmiyor. Her şeyin sonuna koyacak bir noktayı bırak, bir virgülümüz bile kalmadı…

En acısı da, gün dahi kurtaramadı bizi, kar bile izinle güzeldi… Ay da yok ki biz biterken, oysa biz hep Ay’dık. Güneş desen, zaten hiç yoktu. Bitiyoruz… Ne olur, artık büyüme kalbimizde, kalbimizde bize yetecek yer kalmadı… (10 Haziran 2007 Pazar 12:46.00)

Sessizlik ve sensizlik bizi bir Zümrüdüanka kuşunun pençelerinde Kayıp Ülke’ye götürüyor sanki… Biz biliyoruz ki, sensizlikle başlayan hiçbir hikâye mutlu sona ermeyecek. Nesterosa, bitiyoruz ve bitiyorsun. Belki henüz bilmiyoruz Zümrüdüanka’nın sonunu ama her şeyin zamanı var…

Tam da ortasından vurmuştun kalbimizi. Bırak, bitsin dediğin zaman; sanki her şey bitmişti. Konuşacaktık, konuşmaya harfimiz yoktu; yazacaktık kalemimiz yoktu… Sen nokta koy, dediğin zaman koyacak noktamız bile yoktu… Bir sevdadan, diğerine atlamış ama tutunamamıştık ve uçuruma doğru, Newton’un bile hesaplayamayacağı kadar hızlı düşüyorduk. Çok acıtmıştın…

Eh, o kadar ahmakmışız ki, sen bitsin dediğinde sana “en azında ikimizin de kimseye söyleyemeyeceğimiz bir sırrımız var artık demiştik”… (09 Eylül 2007 Pazar 22:22:42) O kadar ahmakmışız ki, senin arkanı dönüp gidişin bile anlatamamış bize o acı gerçeği. Gerçeği anlatamamış, parmağının meşgul tuşu üzerinde pusuya yatması bile. Oysa haliç bile temizdi artık. İstanbul’da hayat daha güzel olmalıydı. Haliç bile temizdi artık ve artık güllerin dikenleri olmamalıydı.

Rahat mısın şimdi? Tüm ayrıntıları ile bir hayatı berbat ettin. Yerini kimse dolduramıyor. Adın hep orada ve biz onu silemiyoruz. Sağına, soluna, üstüne ve altına isimler yazıyoruz; ama üzerine bir isim yazmadıkça tüm isimler sanki hiç yazılmamış gibi oluyor. Üzerine de yazamıyoruz ki! Hep daha yeni bir kalem gerekiyor ve biz yeniliklere alışık değiliz… (13 Ekim 2007 Cumartesi 00:40:17)

Oysa bilmiyor muyduk ki çölde her adımımız toz kaldırıyor ve her çabamız daha çekilmez kılıyor bu hayatı. Biz mi batıyoruz, ufuk mu hep biraz daha yükseliyor. Her adımımız toz kaldırıyor, hava biraz daha çekilmez oluyor… Çölde güneş oluyorsun, biz kavruluyoruz…

Sana anlatmadık hiç. (17 Ekim 2007 Çarşamba 01:14:33) Gökyüzünü anlattık belki, belki bir düşü anlattık; ama seni anlatamadık hiç. Tam ağzımızı açacakken, bir hışımla susturdun bizi. Tam hayatına adımımızı atacakken, tüm girişlerine engel koydun hayatının. Biz, hep, köşede duran ve sömürülmesi gereken bir dekorduk sana göre. Bir değeri yoktu senin için dünyamızı sel götürmesinin… Grevdeydik sanki ve sen kalbini kapatmıştın bize…

Anlamadın, oysa haliç bile kokmuyordu artık. Bir şeyler hep daha iyi oluyordu ve biz farkındaydık… Çok zekiydik ya, her hareketimiz planlıydı… Seni seven o saf kalbimiz vurulan her zincire tepki gösteriyordu. Tüm saklama çabalarımız bir itiraf haykırışıydı aslında…

Merkezine seni koymuştuk hayatın ama yine de anlaşamıyorduk seninle. Bizce tek hatamız, aynı dili konuşmamamızdı; biz sevginin acı dilini, sen ise gururun, kör dilini konuşuyordun. Biraz daha heyecanlandıkça biz, sen hep uzaklaşıyordun…

Hiç öğrenemedik ki senin dilinde sevgiyi. Hiçbir sözlükte yoktu. Sanki daha bitmemiş bir roman gibiydi; sözlüğün. Talihsiz Serüvenler Dizisi. Hiçbir zaman bulamadık sevgiyi sende… O saf düşüncelerimizle nereden bilebilirdik ki sözlüğünde; onu, tatmin ile yalan arasına sıkıştırdığını…

Ah, Merve bilemezsin… O kadar acıtıyor ki adını bile ağzımızdan kaçırıyoruz. O kadar acıtıyor ki… Yalanlar söyleyip; kendimizde inanıyoruz ve bir huzursuzluk kaplıyor tüm benliğimizi… “Hayır, o sidiğe benzeyen sıvı; aslında elmalı buzlu çay. Alkol değil…” Ah, Merve bilemezsin, adını ikinci kez ağzımızdan kaçırırken en sevdiklerimizin bizi vurması acıtıyor. Sanki hiç yokmuşuzcasına bir eksiklikle doluyor her yanımız.

Adında bir kara büyü var, adın bir aşk iksiri. Sadece adın bile yetiyor bir insana ısınmamıza. Biz biliyoruz ki, onları hiç tanımasan da ya da görmesen de adın onları şereflendiriyor.

Aslında seni suçlayamayız. Her ne kadar bir aşkı tatmin ile küçültmesek de, yalanlar ile gölgeliyoruz… Kendimizi, kötü rüzgârın bir iskambili savuramayacağına inandırıp; seni yalanların iskambil kalesine hapsediyoruz… Bu hapsediş, seni unutturmuyor. Sadece endişeli gözlerle bir rüzgâr beklememize sebep oluyor ve biz düşünemiyoruz. Aklımız, yalanlarla o kadar dolu ki, bazen adını bile unutuyoruz. Belki de o yüzden takma isim kullandık?

Belki de o yüzden takma isim kullandık? Belki de her önümüze çıkan kızla yerini değiştirmeye çalışmamızdan kaynaklanıyor? Yoksa sana neden Feryal dedik? Nesterosa dedik?Rüya dedik? Belki de hepsi pis bir kurmacaydı… Kendimizi çok zeki sanıyoruz, tüm mesele bu olsa gerek, ne dersin? Her yazıya, aptalca sırlar gömmeye çalışmak gibi saçmalıklarla başka kim uğraşır? Hepsi sana hava atmak için, ama senin tek tepkin; yazdıklarımıza arabesk demek oluyor.

Yoksa biz de mi bu sevdayı tatminle kirlettik, farkında olmadan. Yazıklarımızı okutup, tebrik almak bizim için bir tatmin sebebi mi?Belki gözümüzü senden ayırmayışımız, kendi hatalarımızı görmemize engel oluyordur?

Ve haliç temiz değildir belki, yüzeyine bakmamız bizi kandırıyordur… Nereden biliyoruz ki, dibinde Bizans altınları yerine dışkı bulmayacağımızı? Şairin Tiryandafila’ya olan aşkı bile kurmacaydı; neden Leyla’ya inanmalıydık ki?

Düşünüyoruz; öyleyse neden seviyoruz? Kime inanacaktık, Aslı’ya mı? Üçayağı yalanlarla dolu bir şey nasıl gerçek olur ki? Aşk yalan!

Aşk, yalan! Sadece insanların birbirlerine karşılıklı söyledikleri yalanlar bütünü… Herkes yalanın farkında; sadece işlerine gelmiyor…

Muhammed Medeni Baykal
19 Ekim 2007 Cuma 03:46:16
gece


2 kişi tarafından 5.0 olarak değerlendirildi

  • Currently 5/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5


Yorum yaz

Yazi hakkinda ne dusundugunuz, benim icin cok onemli. Lutfen bir iki cumle de olsa yorum yaziniz...


(Gravatar simgesini gösterecek)






  Günlüğümden bır yazıyı alıntılamadan önce, telif bilgilerini okuyun...

Telif Bilgileri

Son 3 Yazım

Etiket Bulutu

Son 5 Yorum

Comment RSS
Bu sitenin tüm içeriği, yazarinin görüşlerini yansıtmaktadır. Başka hiçbir kurumu ya da kuruluşu bağlamaz.
Site ve içeriğinin içeriğinin her hakkı Muhammed Medeni Baykal'a aittir, kaynak gösterilmek şartı ile alıntı yapılabilir.
Bu döküman en iyi, Internet Explorer 8 Beta 2 ile izlenir. Fırefox 3.0 ile de izlenebilir...
Bu site BlogEngine.NET ile gücüne güç katıyor.